DERYA BEYATLI “Yazı yazmak akıl işi değil”
Gazetemiz Yenidüzen’nde Pazartesi günleri yayımladığı köşe yazılarıyla tanıdığımız yazarımız Derya Beyatlı’yı okurlarından biri olarak daha fazla tanımak istedim.
Gazetemiz Yenidüzen’de yazarlarından birisi Beyatlı. Dünyanın farklı köşelerinden yazdığı yazılarla dikkatleri çeken Uzun zamandır tanımayı arzu ettiğim bir isim. Kim olduğunu kendi ağzından dinliyoruz.
“Yaklaşık iki yıldır Yenidüzen gazetesi’de Pazartesi günleri köşe yazılarım yayımlanmaktadır. Daha önce de yaklaşık dört yıl Zoom dergisinde yazılar yazdım. Hayatıma yurt dışında devam ediyorum. Şuanda Marsilya’da yaşıyorum. Bunun dışında işim dolayısıyla sıklıkla farklı şehirlerde bulunuyorum. Mesleğim serbest danışmanlık. O yüzden farklı projelerde çalışırken de sürekli farklı ülkelerde bulunma ve o ülkeleri tanıma imkanı buluyorum. Bunları da bir şekilde yazılarıma yansıtıyorum.
Sıklıkla Kıbrıs’a gidip geldiğini söyleyen Beyatlı burada görüp deney imledikleri ile dünyada gözlemlediklerini harmanlıyor. Böylece ortaya peşi sıra keyifli yazılar ve aynı isimde bir de kitap çıkıyor.
“Kıbrıs’a sık sık geliyorum. Burada gördüklerimi, bazen siyaset bazense hayatın içinden yazılarla yansıtmaya çalışıyorum. Peşisıra ilk kitabım. İlkyazı yazmaya ne zaman başladığımı bile hatırlayamıyorum. Çok klasiktir ya ben de çocukluktan beri yazarım. Aslında benim için yaz yazmak yaşadıklarımı dışa dökme ve rahatlama yöntemi olarak ifade edilebilir. Çocukluktan bu yana sürekli kafamda diyaloglar yarattığım ve sonradan ismine deflin dediğim kitabın içinde de sürekli bahsettiğim karakterimle konuşmalarımı yazarak başladı her şey. Bazen bunları kafamda yazar bazen kağıda dökerdim ama kendime çocukluktan bu şekilde bir dünya kurdum. Daha sonra özellikle sıkıntılı zamanlarımda daha çok yazmakla devam etti. Hayatımın her döneminde bazen ayda bir yazdım bazen, durmadan bazen de ayda birkaç kez yazdım. Yazı yazmak mesleğim olmadı ama hep hayatımın içerisinde, hayatımın parçası oldu.
Her ne kadar kaleme alınan yazılarını dünyanın farklı yerlerinden yazılmış olsa da gezi yazısından öte bize Beyatlı’nın iç dünyasının kapılarını aralar nitelikte metinler olarak karşımıza çıkıyor.
“İşim dolayısıyla farklı şehirlerde bulunma gibi bir lükse sahibim. Ayrıca tabii ki işimi seçerken de bu yönü bana cazip geldi. gezmeyi görmeyi tanımayı yeni dünyalar keşfetmeyş farklı insanlarla sohbet etmeyi çok seviyorum. Bunları bu şekilde paylaşma imkanı bulduğum için de bu yaşam tarzı tercihim oluyor. Yazılarım gezi yazısı değil doğrudur. Daha çok içimde yaşadıklarımı dışarıya dökme şeklinde yazılar kaleme alıyorum. Hatta bezen bakıyorum olduğum şehirle yazdığım yazı arasında ilişki bile kuramıyorum. Daha çok şehirlerin bana yaşattığı duyguları okuyucularımla paylaşmaya çalışıyorum. Hiç ilgisi olmayan bir şehirde çocuklarla ilgili yazı yazabiliyorum. Yaşanmışlıkların ve bazen de okunmuşluklarım bana bunları hissettiriyor. Yazı yazmak benim için özünde bir rahatlama yöntemi”
Beyatlı’ya göre her yazar biraz delidir. Çünkü kendini pervasızca açmak akıl işi değildir…
“ benim yazıya bakış açıp biraz kendini paylaşma kendi içinde hisseciklerimi karşımdakilere de aynı şekilde hissettirmektir. Bu da beni okuyucunun karşısında çırılçıplak bırakan bir durum. Yazar okuyucusunun kim olduğunu bile çoğunlukla bilmez. Elbette size dönen okuyucular da vardır. Geri bildirimler de beni çok mutlu eder. Yine de tüm bunlar benim yazar olarak kendimi tamamen okuyucularıma açmamla mümkün oluyor. Yazı yazmanın akıl işi olmadığı ise bu noktada ortaya çıkıyor. Bütün kırılganlıklar ve güçsüzlükler yeri gelir komplekslerimizi karşımızdakine gösterme anlamı taşır. Tabii karşımda her kim beni okuyorsa kendinden bir şeyler bularak yazılarımla bütünleşebilir. Bu benim esas mutluluk verici olan da budur. Bende aynı şeyi hissediyorum. Duygularıma tercüman oldun ifadesi beni çok mutlu eder. Yazın da benim için esas amacı budur.”
Zoom dergisinde yazılan makaleler Peşisıra kitabında bir araya toplayan Beyatlı yazılarını özel bir seçki ile bir araya getirmekten çok
“Aslında bu makaleleri seçmemin özel bir sebebi yok. Kitabın girişinde de not düştüm zaten bu makaleler tamamen rast gele olarak seçildi ve derlendi. Tabii ürettiğim yazılara yakınlık duyuyorum. Kimisine daha çok yakınlık duyuyorum. Kimisi biraz daha yazıp çok da sevmediğim yazılardır. Yinede elbette sevdiğim yazıları toparlamaya çalıştım ama çok da belirli kriter kullanıp da seçtiğim, belirlediğim yazılar değil…”
Kitapta çok sevdiğim tam da Beyatlı’nın dediği gibi kendime yakın gördüğüm yazılar var. Özellikle kadınların toplumdaki yeri ve yalnız tatillerde yüzleştikleri hayli kadınca.
“ Bahsettiğiniz kadının toplumdaki yerine ilişkin makale kadınlar günü için yazdığım makaleydi. Kadınların tatilde yaşadıkları ise bir İstanbul ziyartetim sırasında başıma gelenlerden derlediğim makaleydi. Hatta birkaç erkek Kıbrıslı Türk yazar benim tatildeki o ruh halimi biraz abartılı olarak yorumlamıştı. O an fark ettim ki biz kadınlar aslında yaşadıklarımızdan, duygularımızdan çok da bahsetmiyoruz. Elbette yaşadıklarımızı biri birimize, yine kadınlarla paylaşıyoruz ama çok fazla yazıya dökmediğimiz için herkesçe bilinmiyor. o sebeple bu yazım o günlerde abartılı bulunmuş ve biraz eleştiri almıştı. Oysa benim de çok sevdiğim bir makaledir. Bunun dışında an çok Kalbim Egede Kaldı isimli makaledir. Orada çok güzel bir dostluğu Yunan bir arkadaşımla olan dostluğumu anlatmaktayım. Kitabın arka kapağında da bu yazıdan küçük bir alıntı yer almaktadır.”
Beyatlı kitapta yer alan “Kalbim Egede Kaldı” isimli yazısında Yunanlı bir arkadaşı ile olan hikayesini ve 2003 yılında adada geçişlerin başlamasıyla hissettiklerini paylaşıyor.
“Benim bahsi geçen Yunanlı arkadaşımla yaklaşık yirmi yıllık bir dostluğum var. Şimdi, içinde bulunduğumuz şartlarda bu normal karşılanan bir dostluk. Ancak bahsettiğim 2003 yılında karşılaştığımız tepkiler bazen komik bazense üzücüydü. Bana o tepkiler çok sıra dışı geliyordu. Neyse ki artık bunları aştık. Yine de dostluğumuz bazen sorgulatan bazen gülümseten tepkiler yumağı…”
Gerek kitabı gerekse de gazetede yazılan yazıları okurken aklımdan çıkmayan bir soru vardı. Çok gezen mi çok okuyan mı bilir? Ki bunun cevabını en iyi bilecek insandı…
“Sanırım esas olan ikisinin sentezlenmesi. Çok okuyan biriyim. Küçükken bile bebeklerle oynamak yerine hep okumayı tercih ederdim. Bu yüzden çok da dışlandığım oldu. Tüm hayatım da böyle devam etti. Yine de sadece okumakla da olmuyor. Zaman zaman girmek, görmek ve yaşamakta gerekiyor. Bir ülkede bulunmak, atmosferi solumak, o yemeği yemek ve oradaki insanlarla sohbet etmek gerekiyor. Onların hayatının içine girince de farklı deneyimler yaşıyorsunuz. Şimdi bakıyorum da ilkin yurt dışına çıkan benle şuan yaşadığım tecrübeler ve gördüğüm şehirler sonucu ortaya çıkan ben arasında bakış açısı bakımından çok farklıyım. Artık beni hiç birşey şaşırtmıyor. Her şeye gülümseyip, tamam olabilir diyebiliyorum. Öyle farklı insanlar görüp öyle farklı tecrübeler ediniyorum ki… Yine gittiğim ülkelerin özellikle edebiyatlarına ve kitaplarına da merak duyardım. O ülkenin ünlü bir yazarını ve eserini de edinmeye çalışır bir anlamda gezmekle okumayı harmanlarım.”
Bu denli yurtdışında yaşadıktan sonra yazardan yabacı dilde yazınlar da üretmesini bekliyorum.
“aslında ben bunu hiç düşünmedim. Niye derseniz belki o yönde bir talep olmadı. Fransa’da yaşıyorum ve oradaki arkadaşlarım sıklıkla neden Fransızca yazmıyorsun veya kitabını biz ne zaman okuyacağız diye baskı yapıyor. Belki kitabım Fransızcaya çevrilebilir. Öyle de bir ihtimal var. Ancak henüz şekillenmiş değil.”
Özellikle gazetedeki yazılarını topluma dışarıdan bakarak kaleme alan bir yazar ve bunu
“Bu çok farklı bir duygu. Yurtdışında yaşarken ülkeye dair gördüğünüz resim sosyal medya ve gazetelerde size sunulandan ibarettir. Bunlar da belirli şeyler almanıza bilginizin sınırlı olmasına neden olur. Sosyal medyadan aldığınız sosyal medyada aktif olan insanların gösterdiği resimdir. Öte yandan sizin bulunduğunuz yerde yaşadığının tecrübeleriniz de var. bir noktada bulunduğunuz yabancı şehirde farklı tecrübeler edinirken öte yanda kendi ülkenizden aldığınız bir haberle çok da şaşırabiliyorsunuz. İkisinin aynı dünyanın parçası olduğunu bazen algılayamıyorsunuz bile. Diğer taraftan da olayların içinde olmamak bazen biraz dana netlik sağlıyor. Diğer açıdan ise yaşayanların ne hissettiğini anlamak eksik kalıyor. Hem olaylara dıştan bakarak daha objektif hem de bir anlamda uzak kalıyorum. O yüzden yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin iyi ve kötü yönde farklı bakış açıları var. bunu da bir şekilde dengelemek gerekiyor. Bu noktada objektif olmak önemli. Bazen çok milliyetçi unsurlar ortaya çıkıyor. Bazen de dünyada neler oluyor, siz nereden bahsediyorsunuz gibi tutumlar sergileniyor. Dengeyi kurmak önemli. Kıbrıs’ın da kendine özgü gerçekliği var.”
Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!